Yalan üstüne kimi düşünceler;

Genel olarak bireylerin karşılarındaki bilerek ve isteyerek yanıltmaları ve hatalı karar
vermelerini sağlamak yalan tanımı içine girmektedir. TDK sözlüğü aldatmak amacı ile
bilerek gerçeğe aykırı olarak söylenen söz ,kıtır olarak tanımlamaktadır. ( TDK sözlüğü
,s:2373) Kişilerin karşılarındaki bireyleri niçin aldatmak isterler? düşüncesi çok fazla açık
uçlu bir soru olarak değerlendirilebilir.Bireyin aldatılmasından bir yarar beklemek burada
esas olabilir. O bilmeyecek veya bilemeyecek bende onun bu bilgi eksikliğinden bir ölçüde
yararlanmış olacağım. Yarar kelimesi belki tam anlamı ile meramı anlatmaktan uzak olsa da
dolaylı ve dolaysız yararları bu kelimenin anlamı içine sığdırabiliriz.

Belki karşımızdakinin düşünsel açıdan yönlendirilmesi de yarar bağlamında ele alınabilir.
Çünkü benim düşüncemin bilinmemesi için ben karşımdakini yalan ile bir şekilde manüpüle
ederek farklı bir yöne sevk edebilirim. Bunun yalan söyleyene dolaylı yararları
olacaktır.Bazı durumlarda ise yalanı gerçek düşüncemin bilinmemesi değil tam tersine
bilinmesi ve değişmediğini göstermek için de kullanmak mümkündür. Her zaman doğru
söylediği düşünülen biri için bu düşüncenin değişmemesi için iki kez yalan söylemek
gerekebilir. Bir anlamda yalan yalanı doğurmuştur. Bu durumda bir yalanının daha fazla
genişlemesi hatta bazı durumlarda söyleyenin de buna inanması ve buradan hareket mümkün
olabilmektedir.

Yalan söylemek mutlaka patolojik bir durumu ifade etmeyebilir. Arasıra söylenen yada
ihtiyaç vukubunda söylenen yada çok sık ifade edildiği gibi kendine değil başkasına yarar
sağlayan yalanlar da bulunmaktadır. “beyaz yalan” böyle bir ifade içinde daha fazla
kullanılabilir. Hatta bazı durumlarda ortaya çıkması halinde kolayca göz ardı edilebilir. Bir
de bunların dışında söylenen her sözün belirli bir konteks içinde yalan içermesi söyleyen
kişi özellikleri ile çok yakından ilgili olabilir. Galiba bu durumda yalana başvuran kişinin o
esnada karşısındakinin yanıltılması gibi bir düşünceden hareket etmesi değil aksine
kendisinin ikna edilmesi için söylediği yalandan bahis edilebilir. Bu nokta bence kişinin
ihtiyaçları ve iç dünyasının belirli bir olgu çerçevesinde tatmini ile açıklanabilir. Kompleks
olgusu ve kişilik bozukluğu bu noktada önem kazandığını düşünüyorum. Artık yalan
söyleyen kişi açısından yalan yalan olmaktan çıkıp doğrunun en önemli parçası haline gelir.
Ona yalan söylediğine ikna etmek asla mümkün olamaz. O kendisi için ikna olmuş ve gerçeği
aktarmaktadır. Sadece karşısındakinin güvensizliği nedeni ile bu durum yanlış
anlaşılmaktadır. Bu durumda yalana inanmak veya öyle olduğunu varsaymaktan başka bir
geçer yol olduğunu sanmıyorum. Ancak yalanı gerçek gibi kabul ettiğiniz zaman
karşınızdakinin bu tür davranışını meşru hale getirmiş olmaktasınız. Artık sizin ikna
olduğunuzu düşünüp başka yalanlar için uygun bir malzeme hazırlanmasını
kolaylaştırırsınız.

Ara sıra ve duyulan ihtiyaç üzerine söylenen yalanların nitelik açısından farkı olmasına
rağmen şayet bireyde haklılık ve anlamlı gerekçeler oluşturmasına yol açıyorsa
söylenmesinde ve karşıya aktarılmasında sürekli söylenen yalanlarla arasındaki fark sadece
çok sınırlı kalabilir.

Bireyler değişen özellikler gösterse de kendilerinin haklı ve doğru davranan bir kişilik
olarak algılaması en sık rastlanan davranış kalıbıdır. Kendini eleştirmek ve dürüstçe hatalı
olduğunun kabul edilmesi , açıkça bireyin iç çelişkilerinin kendisi tarafından kabulü
anlamına gelir ki bu oldukça güç bir durumu bireyin kendisinin yaratması anlamına
gelecektir. Kişiliğin sahip olduğu ego ve benlik duygusu bu tür davranışları engellemektedir.
Bireyin kendi çelişkisinin kendisi tarafından duyulması veya hissedilmesi çoğu kez bunun
örtülmesine yol açar. Bu örtme işlemi sadece etrafındaki bireyler açısından değil bazı
durumlarda kendisi içinde gerçekleşir.

Karşımızdakinin yanıltılması esas itibarı ile yalanı doğursa da nedenleri açısından çok fazla
bilinmeyeni hem kendimiz için hem de karşımızdaki için ortaya koyabilmektedir. Bu
nedenle yalan kelimesinin başına sıfatlar ekleyip anlam bütünlüğünü değiştirmeye gayret
edip kendimizi yalan konusunda bile haklı çıkarmaya çalışır dururuz. Yalan belirli bir inanç
sistemi ile örtüşmemesi nedeni ile yemin ile ortadan kaldırılabileceği varsayımı ise yalanın
ayrı bir ikna süreci olarak ikincil ve üçüncül parçaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Acaba
aldanan karşımızdaki mi ?yoksa kendimiz miyiz? Sorusu yalan konusunda anahtar
olabilmektedir. Hayatın bütünü ile geçici olduğu bir dünyada yalanın kalıcı olması ne
kadar mümkündür ? sorusu bana aldatma ve aldatılma olgularının çok üstünde bir yanıt
içerdiğini düşündürttü.

Son sözü yalan ile bitirmek istersek ,yalan söylemek ve söylenmesini sağlamak arasında çok
bir fark olmasa gerek. Yalan söylemek sonucu bir süre değiştireceğinden hiç kuşku yok ama
bu sürenin sonsuz olmadığı ve geçici olduğu kesin olarak kabul etmeyi de beraberinde getirir.
Ayrıca yalanın bir başka sonucu da söyleyen bireyin başka yalanlarını da beraberinde
getirmesidir. Beraberindekiler ilk yalanın takipçisidir. Bu nedenle yalan aynı zamanda
bütüncül bir kurguyu zorunlu kılar. Bunlardan vazgeçebilmek gerçeği yansıtabilmek yalan
söylemekten daha zor bir kavramsalı karşımıza koyar. İşte galiba bu noktada yalanın tercih
nedeni çok açık olarak karşımıza çıkmaktadır.

İstanbul Aralık 2008

Bir yanıt yazın