Cebime giren Euro…

Cebime giren Euro…

Ocak 2002 başından bu yana Avrupa’nın 12 ülkesi yeni para birimi olan Euro ya geçtiler. Bu para birimi cinsinden yapılacak bütün ödemeler artık 12 ülke için eşdeğer anlamlar ifade etmeye başlıyor. Ortak para birimi Yunanistan sayesinde artık bize de komşu haline geldi. Artık Edirne’den birkaç kilometre ötede yeni bir para dolaşıma girmiş olması gerekiyor. Gerçi Yorgo .Kırbaki’nin bildirdiğine göre Yunanistan köylerinde Euro için “döviz bozmuyoruz” türü ilanlar varmış. Avrupa ortak para birimi fikrinin ortaya çıkışı 1950 li yıllarda başladı ve yarım yüzyıl içinde hayata geçmeyi başardı.Bu başarıyı parasından henüz sıfırlarını atamamış bir ülkenin insanları olarak kıskanmamak zor. Kuşkusuz bu süreç bir çok tartışma ve itirazlardan sonra oluştu. Nitekim ilk planda üç ülke kendi rızaları ile ortak para birimi dışında kaldılar. Önce sonuçları görüp belki daha sonra karar verecekler gibi görülüyor. Ortak bir para birimi üye ülkeler arasında mal ve hizmet akımında yarattığı bir çok kolaylık olacaktır. Herhangi bir malın ve hizmetin üye ülkelerin birinde oluşan fiyatının diğeri ile paralellik taşıması en azından mevcut rekabet koşulları açısından zorunluluk haline gelebilecektir.Muhtemelen bu da ülkelerarası ticaretin daha rahat ve serbestçe yapılmasını sağlayıp, tüketiciler açısından şeffaf bir piyasanın oluşumunu hazırlayabilir. Acaba mal ve hizmet fiyatlarında gerçekleşen bu benzeşim gelirler arasında da bir benzeşme yaratacak mı? Örnek verirsek Yunanistan da ortalama bir işçi ücreti ile Fransa da yaşayan bir işçinin ortalama ücreti euro cinsinden eşit hale gelebilecek mi? Bu soruya evet cevabı vermenin hiç kolay olduğunu sanmıyorum. Ayrıca bu tür bir teorik beklentinin hayata geçmesinin zaten önemli güçlükleri bulunuyordu. Hatta bu noktada bir adım daha atalım, aynı işleri yapan işçi ücretlerinin tek bir ülkede bile (kadın-erkek ücret ayırımı zaten mevcut ) eşit hale gelmesinin sıkıntıları mevcuttu. Oysa hedeflenen AB ülkeleri arasında çalışanların serbest dolaşımı sayesinde ücretler yada gelirler bir süre sonra ülkelere göre eşit hale gelmeye başlaması idi. Bu noktada tam tersi bir gelişme gerçekleşerek ücretlerin benzeşmesi değil, AB üyesi ülkeler dışına doğru bir sermaye hareketi yüzünden işsizliğin artışı yaşanmaya başladı. Örnek olarak Polonya, Macaristan ,ve Slovenya’ da ki ucuz işgücü nedeni ile belirli alanlarda sermaye ihracında son yıllarda artış göstermiştir. Çorbada bizim de tuzumuz da eksik değil: Türkiye’den Bulgaristan ve Romanya’da yatırım yapan işadamlarının temel kriteri işgücünün göreli ucuzluğu olmuştur. Şimdi Euro ya geçen on iki ülkenin işsizlik oranları ortalaması son yıllarda yüzde 10 nun üzerinde olmasının bir nedeni yatırımların AB üye ülkelerinin dışına kaymasıdır. Yani işgücünün serbest dolaşımı bile bu ülkelerde beklendiği gibi işsizlik oranları aşağıya çekememiştir. Özellikle yüksek seyreden işsizlik oranları ise gelirleri eşitleyen bir denge bir yerine , yatırımları çevre ülkelere doğru kaydırmıştır. İşsizlik olgusu bir yana Ulusal ve tek para birimini kullanan ülkelerde bile bölgeler arası dikkat çekici ücret farkları bulunmaktadır. Yani sadece ortak para birimini kullanıyor olmak ücretleri eşitleyen bir etki yaratması kendiliğinden gerçekleşmemektedir.

Ancak bu yönde çalışmaları olan sendikalar ve federasyonlar bulunmaktadır. Özellikle 1990 lı yılların başından bu yana birbirine komşu olan AB ülkelerinin bazılarında (Almanya, Hollanda ve Fransa) sendikalar arası ücret eşitliği konusunda ortak bazı hazırlıklar görülmektedir. Buna göre benzer işkollarında benzer ücretler uygulamasına geçilmiştir ki iki sene için ülkenin enflasyon ve verimlilik oranlarından bağımsız eşit ücret uygulanması yürütülmüştür. Bu biz çalışanlar açısından heyecan verici bir gelişmedir. (1998 Doorn Deklarasyonu) Kuşkusuz bu bağlamda bazı işyerlerinde işverenlerle yapılan pazarlıklar sonucu ücreti düşük olan işyerlerinin ücreti yükselmiş ve maliyetleri artan bazı işyerleri kapanmaya başlamıştır. Bu sefer Kapitalizmin kuralları tersine işleyerek çalışanların ücreti açısından etkili olmuş ve , çalışanların gelirlerini ödenmede güçlük çeken işyerleri devlet desteği ile bizde olduğu gibi yaşatılmaya çalışılmamıştır.(!) Galiba tek olumsuzluk işsizlik sorunu olarak AB ülkelerinin sosyal politikalarının gündeminde kalmaya bir süre daha devam edecek gibi görülmektedir. Ücret gelirlerinin ödenmesi Euro başlaması bir yandan çalışanlar açısında kıyaslama kolaylığı sağladığı gibi diğer yandan firmalar arası maliyet işlemlerinde de önemli kolaylıklar sağlayacağı beklenmektedir. Ücretini başka bir ülke çalışanı ile karşılaştırmak bugüne kadar ortak para birimi yerine geçen Dolar bazında zaten yapılmakta idi. Ancak Özellikle hizmet sektörlerinde ve sanayinin bazı sektörlerinde işçi ve işveren kuruluşları maliyetlerin hesaplanması için Euro yu baz alması söz konusu olmaya başlıyor.. Ancak bu nokta da beklenen etki ücretlerin euro cinsinden eşitlenmesi yerine karşılaştırılması olduğunu unutmamak gerekecek. Sendikaların gücü oranında , hükümetlerinden uyguladıkları sosyal politikaların uygulanma şanşı EURO nun çalışanlar açısından anlamını sadece “ ortak para “ olmaktan öte arttırabilecektir. Türkiye’nin ise AB ne girme süreci içinde , Avrupa Sosyal Şartına önemli maddelerine çekince koyduğu için çalışma karşılığı ceplerimize girecek euro nun AB ülkeleri ile eşitlenmesi için yolumuzun bir hayli uzun ve yorucu, hepimize sabırlar(!) Kuvvet Lordoğlu

Marmara Üniversitesi Öğretim üyesi klordoglu@marmara.edu.tr

Bir yanıt yazın