Merhaba, Bu başlığı görünce belki ilginizi çekip birkaç satır göz gezdireceksiniz .
Paylaşmaktan , bölüşmekten yana bir kişiliğiniz varsa “paylaşım “ kelimesi ilginizi
çekecektir. Sonuç olarak her gazete yazısı gibi bir günlük ömrü olan bu yazının da
okunması ve paylaşılması hiç olmaz ise yazarı açısından bir mutluluk kaynağıdır.
Nurullah Ataç’ın sevdiğim benzetmesi ile “hepimiz bir malın satıcılarıyız” sattıklarımız ne
olursa olsun mallarımızın beğenilmesini bekler dururuz. Bazen bir yazı bazen güzel bir
fotoğraf, kimi zaman oynanan bir oyun, veya dinlenen hoş bir müzik satmaya çalıştığımız
değişik ürünlerdir. İşte bu yazı ve belki bundan sonrakilerde diğer yazılar gibi okuyucuya
bazen bir bilgi kırıntısı, bazen bir soru işareti sunabilirse , yada daha önemlisi yazıyı sonuna
kadar okunma sabrını okuyucusuna verebilirse, günlük bir yazıdan bekleneni de vermiş
sayılmaz mı ne dersiniz?
Toplumsal bir varlık olmamızdan mı yoksa başka nedenleri var mı kestiremiyorum,paylaşım
temel bir gereksinim gibi gözüküyor. Acılarımızı paylaşırız, sevinçlerimizi paylaşırız,bazen
çok az olan varlıklarımızı bile çevremizdekilerle paylaşırız. Ama paylaşamadıklarımız da
vardır hatta bazen bunlar paylaştıklarımız dan daha fazladır. Ekonomik bir değer haline gelen
hiçbir şeyi kolayına paylaşmayız. Örnek vermek için etrafa değil kendimize bakalım,
göreceğiz. Yanımızda göz ucu ile gazetemizi okuyana ters ters bakmazmıyız? Aynı yatağı
paylaştığımız eşlerimizden ayrılırken işin en zor kısmı nelerin bırakılıp nelerin
alınacağında düğümlenmez mi? Kısaca işin ucu paraya veya maddi bir çıkara dayandığı
zaman paylaşım sadece hoş bir kelimeden öteye geçemez.
Paylaşımın özünde bir paylaşılacak nesne , bir de bu nesnenin olabildiğince eşit bir dağılımı
olmalı. Yazının ve yazı ile ifade edilenlerin bir paylaşım nesnesi olması , okuyanlar açısından
eşit anlamlar çıkarılmasa da özü itibarı ile bir “paylaşım” yarattığını söylemek galiba
mümkün.
Paylaşımın belki de en önemli tarafı da paylaştıkların kişilerle aranda oluşanlar olsa gerek
Paylaştığın şeyler oldukça paylaşılan nesnenin önemi kimi zaman ikincil duruma geçip asıl
önemli olan aranızda doğan ve gelişen yeni paylaşım nesneleri olmakta. Bu durum
paylaşmadıklarınla paylaştıkların arasında sürekli bir devinim içinde gidip gelmekte. Ancak
asıl söylemeyi istediğim aradaki ilişkinin de tek yanlı olmaması yani daima bir veren bir de
alan olmaması noktasında toplanıyor.
Yazı ile oluşanlar yani aralardaki ilişkide .yazanın nedense yazdıkları okuyucuya ulaştığı
anda bir paylaşım olmaktan çok tek yanlı bir “ifade beyanı” niteliği daha hakim oluyor.
Yazarın imzasının altına koyduğu adrese nedense çok az kişi itibar eder. Konuya ilişkin
düşüncelerini paylaşmak için yazı sahibinden çok bir başka kişi ile paylaşır. “….. adamın
dünkü yazısını okudun mu ne döktürmüş helal olsun” yada “ yazının sonunu bile
getiremedim” li cümleler yazı sahibi ile paylaşılmaz , bu nedenle yazar paylaşım unsuru
olan yazısını okuyucusu ile nasıl paylaştığını bilemez.
“Şimdi ey okuyucu bu yazıyı okuyun benimle paylaşın “ diyen bir yazı sahibi olsa da buna
itibar eden olacağını sanmıyorum. Geriye kalan bence sadece şu, yazı bir paylaşım
unsurudur ama bunu ekmek, su gibi ortadan ikiye bölerek paylaştırmak , paylaşanların
bundan eşit pay alması mümkün olmayan düşünsel temeli daha ağır basan nesnelerdir.
Yazının sadece okunmuş olması bile paylaşım için yeterli .Çünkü yazın dünyasında
okunacak yani tüketilecek o kadar fazla paylaşım nesnesi var ki, biz sıradan okuyucular
bunlar arasında bir tercih yapma durumundayız.
Ortada bu kadar okunacak yazı varken, siyaset ağırlığını koymuş iken, ekonomi konusunda
at oynatmak varken , “bir paylaşım” yazısını okuyup sabır gösterdiyseniz ben de size
teşekkür borçluyum……
İstanbul eylül 2002-09-16