Bir Esop Hikayesi

Dil zihnimizde ifade etmek istediklerimizi belirli kodlar vasıtası ile açıklamak için
kullandığımız iletişim yöntemlerinden biri olarak düşünmek mümkün. Dil olgusu sadece
iletişim amacı ile kullanmak dışında bir çok duyguyu, ve düşünceyi karşımızdakine veya
karşımızdakilere çogul olarak açıklamada da kullanmaktayız. Dil olarak kullandığımız
kodlama sisteminin farklılaşması olduğu gibi benzer özellikler de göstermesi yakınlaşması
da mümkün olabilmektedir. Konuşulan , bazı dillerin ortadan kalkışı ise egemen başka bir
kültürün o dilin yerini alması ile veya daha farklı yöntemlerle de gerçekleşebilir.
Diller kökenlerine göre ayrılmakta ve geniş bir dil ailesinden ayrı noktalara doğru
evrilebilmektir. Farklı dil aileleri olduğu gibi aynı dilin farklı lehçeleri olarak da ifade
biçimleri ayrışmaktadır.

Dillerin farklılığı üstüne bir çok dilbilim ve semantik çalışma mevcuttur. Dilbilim üstüne
çalışanlar bu farklılıkların ortaya çıkışları üstüne çözümlemeler yapmaktadırlar.
Ortak dil arayışlarının en yaygını olarak Esperanto dili örnek olarak verilebilmektedir.
Ancak 19. Yüzyılın bu ortak dil oluşturmadaki cesur projesinin günümüzdeki başarı şansı
hemen hemen kalmamıştır.

Bir dili öğrenmenin maliyeti ne kadar ucuzlatılmak istense de hala önemli miktarlarda
kalmaktadır. Harcanan zaman, ve dili öğrenmede elde edilen başarının mevcut yöntemler ile
sınırlı kaldığı ve ileri yaşlarda bu yöntemlerin daha da sınırlılığı artabilmektedir.
Öte yandan çok iyi bilindiği gibi dil dışında ortak duygu ve düşüncelerimizin evrensel
özellikler taşıması bu özelliklerin kişilerin bulunduğu coğrafyalardan bağımsız olması yani
çocuğunun dünyaya gelmesine sevinmek gibi , yakınını kaybetmeye üzülmek ve ağlamak
gibi sıralanabilecek bir dizi özelliğe ortak duygularımız nedeni ile zaten sahip olduğumuzu
düşünüyorum.

Müzik sesinin türü ne kadar farklı da olsa ortak etkiyi yaratabilecek sanatsal bir düzlem
olduğu gibi , bundan etkilenecek de çok sayıda insanı bulmak ve onları aynı tını altında
olmasa da farklı ses veya renk armonisi içinde bulunmaları bana mümkün gözüküyor.
Bu ortaklıkların dil gibi kodlanmış ve daha önceden bize tanımlanmış biçimler içinde
ifadesinin tek yöntem olarak bizlere sunulusu seçeneksizliğin tarzını anımsatmakta.
Dillerimizin ses telleri yardımı ile dışa vurumu veya işaret kullanılarak açıklanması aslında
ışık hızına denk gelebilecek bir hızın koşmaya benzer bir mekanizmaya dönüştürülmesi gibi
bir süreci bana anımsatmaktadır. Oysa aynı hıza sahip olan ve dediklerimizi aynı hızla
algılayabilecek bireyler veya birey varken biz dili kullanarak dönüştürmeyi , aynı şekilde
söylediklerimizi algılayan birey de dönüştürme mekanizmasını kullanarak onu kendi
zihinsel aktarım mekanizmaları içine almaktadır.

Bu süreç içinde dilin kullanılmasındaki algılama ve anlam farklılıkları karşı tarafa aynen
aktarıldığı için bazı kavramlarda veya açıklamalarda söylenmek istenen ile algılanan
arasında ciddi farklar oluşmakta, bunun doğal sonucu olarak da söylenirken ifade edilmek
istenen anlaşılan arasında ki farklar ortaya çıkabilmektedir. Gereksiz tekrarlar, aktarıldığı
gibi anlaşılmalar ve bir dizi sorun ortaya çıkmakta veya her zaman bu oluşumun kendi
içindeki sorunları karşı tarafa farklı taşınabilmektedir.

Fiziksel bir enerjinin iki nokta arasındaki herhangi bir kablo olmadan ( dil) aktarımının
konuşulduğu ve benzer buluşlar üzerinde çalışan bilim adamlarından haberdarız. Bu
aktarımın bir başlangıç olduğunu düşünmekteyim. Şayet kabloya gerek olmadan aracısız bir
enerji ( isterseniz bilgi de diyebiliriz) nakli söz konusu olabiliyorsa, aynı şeylerin zihinsel
çabalarımız, faaliyetlerimiz gibi karmaşık oluşumları değil belki basitçe sıralanabilecek
birkaç duygu, veya ifadeyi mesela “seni seviyorum” veya “bir” kelimesini aktarmak
mümkün mü karşımızdakine…

Kuvvet Lordoğlu 28.02.2010

Bir yanıt yazın