Bir yerel seçim malzemesi yada; AKUT

Geçmiş hakkında yazılanların çoğu aradan geçen zamana bağlı farklı değerlendirmeleri içerir. Burada yazılanlarından bundan azade olması beklememek gerekir.

1994 yılında ortaya çıkan bir dağ kazası (Medetsiz 29.10.1994)  ve sonrasında Onno Tunç’un yönettiği uçak kazası (14.01.1996) ve ardından onları aramaya çıkıp donarak ölen iki öğrenci çoğu dağcılık yapan insan gibi benimde aklında o yıllarda düzenli bir arama kurtarma faaliyeti için bir araya gelme ve koordinasyon fikrini yerleştirmişti.   

Bu bağlamda dağcılık konusunda geçmişi olan arkadaşların bir araya gelme fikri ve bir dernek kurma düşüncesi o dönemde dağcılık ile uğraşan birçok kişiye ve bana da yakın gelmişti.

O anda aklıma gelen bu kazalar dağa giden hepimizin başına gelebilir. Öyle ise ardımızda bizi arayacak ve salimen dağdan indirecek bir düzenli ekip olması fikri, aramızdaki dayanışmayı da arttıracak bir düşünce olarak çok uygun idi. Bunun dağa gidenler açısında da kısmen rahatlatıcı bir yanı da vardı.  Bu durumu saptayan dağcı dostlarım bana da teklif getirdiklerini ve benim de bunu kabul ettiğimi anımsıyorum.  Bu teklifi bana getiren avukat Nevzat Çetin idi. Önce onun Beyoğlu Bekar sokak da bulunan ofisi hazırlık toplantıları için mekanımız oldu.

Aslında bu tür kazaların oluşu Batıda olduğu gibi arama ve kurtarma işlerini Dağ rehberlerinin yapması bizde de böyle bir oluşum için hazırlık yapılması düşüncesinden kaynaklanıyordu. Bir tür hükümet dışı bir örgütlenme kurmak ve devletin desteği olmadan bu işleri yürütme ve devamını sağlamak düşüncesi dağcılıkla uğraşanların hedefine girmişti. Bu amaçla düzenlenen toplantılar öncelikle Oral Ülkümen’in işyerinde gerçekleşti. Oral, Alper ve Mehmet ‘den oluşan ilk grup içine bir süre sonra Nasuh ‘da katıldı. Ancak Nasuh’un Everest hazırlıkları nedeni ile diğer toplantılara yaklaşık altı ay katılamadığını not etmek gerekir.  

Her hafta gelebilen arkadaşlarla galiba perşembe günleri toplanıp bir yandan sosyalleşip bir yandan da dernek kurma hazırlıklarını yapıyorduk. Toplam sayımız önce yedi kişi idi. ( Nevzat, Feridun, Oral, Mehmet, Atilla, Nasuh ve Kuvvet) Bir toplantı esnasında derneğin amblemi üzerinde tartıştığımız anımsıyorum. Feridun Çelikmen bir amblem hazırlatmıştı. Birbirine sarılı iki el etrafta dağlar ve galiba bir helikopter kırmızı ve yeşil fonlar en çok ilgimizi çeken oldu.  Derneğin ismi konusun da çok fazla tartışma olmadı. Hepimiz Arama ve kurtarma derneği ismini hepimiz benimsemiştik.  İşlerin hukuki boyutu ve dernek kurma girişimlerini Nevzat’ın üstlendiğini ve diğer işler ile hepimizi bir ölçüde ilgili idik. Hiç birimizin özel bir geliri ve dernek için aktaracağı bir fon olmadığı için sponsor arayışında idik. Tıp camiası ile yakından ilişkili olan Feridun bu konu ile de uğraşıyordu. Dokuz kurucu üye ile derneği kurduk. İlk başkan Feridun Çelikmen oldu.  O esnada derneğin Feridun’un gayreti ile bağışlanan bir ambulansı bile olmuştu.

Bu esnada derneğin tanıtılması gerekiyordu. Yani bizleri kimse tanımadığı için mutlaka bir çekim yaratıp kaynak bulmanın yolunu araştırmalı idik. Bu bağlamda o sırada Evereste dağına çıkan ilk Türk olma ünvanı taşıyan Nasuh Mahruki Everest tırmanışından dönmüştü. Ben de onu Aladağlar’da bir Dağcılık federasyonu yaz kampı sırasında tanımıştım.  Yıl 1992 ve 1993 olabilir. Derneğe tekrar katılımı konusunda teklif kimden gitti anımsamıyorum. Ama hepimizin ortak fikri bu teklifin derneğin tanıtımında onun katkı sağlaması konusu ortak noktamızdı. Bu noktada hiçbirimizden aramıza yeniden katılımına itiraz gelmemişti.  Sonuçta iş dağcılık ile ilgili idi ve bizim de kendimizi tanıtmaya ihtiyacımız bulunmakta idi.  

Bu esnada sel baskını, yangın, kayıp arama gibi birçok faaliyete katılıp kendi sesimizi duyurmaya basın aracılığı ile yapmaya gayret ediyorduk.  Bu esnada kendi aramızda başkan konusunu konuşup Nasuh’a teklif götürdük. O DA teklifi kabul edip aramıza katıldı. Bazı toplantılarımıza geldiğini ve yeni arkadaşlarla tanıştığını anımsıyoruz.  Her hafta yaptığımız toplantılarda ortak kararlar alıyorduk. Farklı düşünen arkadaşımız olursa onu ikna etmeden karar almamaya gayret ediyorduk. Yani o yıllarda olabildiğince demokratik bir mekanizmayı çalıştırıyorduk. Bizi dışardan destekleyen toplantıya katılmasa da bile malzeme desteği sağlayan ve kuruculara arasında olan Oral Ülkümen’i burada anmak gerekir.

Bir yandan dağlara giderken bir yandan da bu işlerle uğraşan 8-10 kişilik bir grubumuz oluşmuştu.

1998 Haziran ayında Adana’da 6.3 büyülüğünde bir deprem olmuştu. Bu deprem bizim kamuoyunda tanınmamamızı sağlayan ilk önemli olay olduğunu düşünüyorum. O gün ki gazetelerde ki başlıklarından birinin şöyle olduğunu anımsıyorum. “Gençler enkazdan canlı insan çıkartıyorlar”  Buradaki genç insanların Akut üyesi arkadaşlar ve gönüllülerdi.

Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra 17 Ağustos Marmara Depremi oldu. Galiba bu olay Derneğimiz Akut için ilk kırılma noktası oldu. Nevzat arkadaşımızın ofisi bir arama kurtarma koordinasyon merkezi haline dönmüştü. Banka hesaplarımız yardım için yollanan paralarla, ofis gelen ayni ve nakdi yardımlarla dolmaya başlamıştı. Bu yardımların ve gelen malzemelerin gereken yerlere dağıtımı bizleri çok aşan bir düzenlemeye ihtiyaç duyurmakta idi. Bu karmaşa içinde ilk kez kullandığım cep telefonu bile çalınmıştı.  Yani o dönemde çok önemli olan bir iletişim aracı ofise giren çıkanın belli olmamasından dolayı kolaylıkla el değiştirmişti.

Bütün Türkiye’nin bir karmaşa içinde olduğu bu dönemde bizlerin bir bölümü İstanbul’a en yakın olan Avcılar ilçesinde, bir bölümü Yalova’da bir bölümü ise Kocaeli’nde çalışmaya başladı. Tek amacımız mümkün olduğunca çok insana ulaşmak ve sağ çıkarma derdinde idik. Bu neden ile bir ölçüde zaman ile yarışıyorduk. O esnada toplam sayımızın gönüllü çalışanlarla birlikte toplam sayımız yaklaşık 300 kişiye ulaşmıştı.

Akut Derneği zaten kamu yararına çalışan bir dernek statüsünde olduğu için toplanan yardımların gereken yerlere aktarımı gibi zor bir görevi de aynı zamanda icra etmeye çalışıyordu.

Ünlenmek ve tanınır olmak o ölçüde genişlemişti ki bizlerin artık sadece Akut üyesi olmak dışında toplantılarda onur konuğu olmak, sponsorlarımızın çeşitli armağanlarına muhatap olmak gibi bizleri taltif eden birçok farklı olay ile deprem sonrası karşılaşmıştık.  Başkanımız Nasuh da artık Everest fatihi olmanın dışında kendine daha fazla ün kazandıran bir ekibin lideri idi.  Adımıza düzenlene davetler, yemekler bizleri beklenmediği kadar ünlü ve tanınır hale getirmişti. Hatta o sırada Kızılay ı bile Akut’a devri gibi çeşitli fikirler kamuoyunda tartışılmıştı.

Akut’un kurucu üyeleri ile Başkanı arasında ciddi gerilimlere hem gebe olduğunu iler ki olaylarda daha net anlamış olduk.  

Bu olaylardan ikisi maalesef Marmara depremi sonrasında yurtdışında gerçekleşen depremlerle ile su yüzüne çıktı. Birisi Eylül 1999 daki Atina depremi diğeri ise yine aynı ay içinde gerçekleşen Tayvan depremi idi. Bu iki depreme de Türkiye hızla Akut üyelerini Sivil Savunma örgütü yanı sıra yolladı.  Bu Akut’un uluslararası kurtarma ve arama konusunda hem deneyimini hem de tanınmasına ciddi katkılar sundu. Ulusal ve Uluslararası medya bir anda Akut’u bir çekim merkezi haline getirdi. Bu kadar ünlü olmanın cazip unsurları yanı sıra olumsuz yanları da yavaş yavaş ortaya çıkmaya o yıllarda başladı.  İlk önce Derneğin merkezi Mecidiyeköy’de bir binanın alt katına daha sonra Zincirlikuyu‘daki esas binasına taşındı. Bu esnada bizlerden oluşan yönetim kurulu Nasuh tarafından hızla değiştirilmeye başlanmıştı.

Bu esnada bazı kurucu üye olan arkadaşlarımızın dernek başkanı ile olan çatışmaları onların dernek üyeliğinden istifalarına yol açtı.

İşlerin bu ölçüde gergin olduğu bir dönemde Akut içinde sanıyorum İskender İğdır’ın önerisi ile Ağrı Kış tırmanışı için hazırlık yapılmaya başlandı. Başlangıçta katılım sayısı çok yüksek olmasına rağmen sonradan sadece dört kişiden oluşan bir ekibe dönüştü.   Sanıyorum için Ocak 2000 yılında bir Ağrı kış Tırmanışı düzenledi. Nasuh Mahruki, İskender Iğdır, Selçuk Kahveci ve benden oluşan dört kişilik ekip 27 Şubat 2000 günü Ağrı Tırmanışına başladı. Zirve dönüşü gerçekleşen ve İskender’in ölümü ile sonuçlanan dağ kazası Akut tarihi içinde deprem sonrası oluşan ikinci kırılma noktası oldu.

Akut liderinin bu kazada sorumlu olup olmadığı ile başlayan birçok tartışmada şimdi onu desteleyen ünlü bir gazete yazarının “ Nasuh’u kazanın sorumlusu “ olarak görmesi ciddi tartışmaları basın üzerinden yürütüldü.

Başkan Nasuh’un deyimi ile herkes kendi yoluna gitti. Bizler Akut’un kurucu üyeleri olarak dernek ile ilişkimiz ya sonlandırıldı ya da bir bölümümüz kendi isteği ile ayrıldı

Akut’un başkanı olarak başladığı görevi siyasi bir parti ile birlikte yürütmek istemesi dernek içinde oluşan muhalif kanat önce kendisine “onursal başkan “ görevini yöneltti. Sonraki yönetimler ise Nasuh’un deyimi ile iktidara karşı muhalif tavrından dolayı kendisini bu görevden de alınmasına yola açtı.  İktidarın böyle gizli bir gündemi oldu mu? Bilinmez. Ama bildiğimiz bir şey var ki Nasuh için bir derneğin başkanı olmak oradan başka yerlere atlamak onun dünya görüşü ile son derece benzer anlamları taşıdığını gördük.

Siyasi görüşlerinin Zafer partisine yakın olması ama kendinin sosyal demokrat olarak nitelendirmesi onun kişisel tarihinin garip cilvesi olarak not edelim.

Bu gün Akut Kurucusu olarak bir derneği seçim malzemesi yapan ve bu malzemeyi fütursuzca kullanan Beşiktaş Belediye Başkanı adayı olan

 Nasuh Mahruki’nin seçilip seçilmemesinden daha önemli olanın, birçok insanın emeği ve ortak çabası ile kurulan, yüzlerce canı hayata döndüren bir derneğin onun tarafından siyaset aracı haline getirilmesidir.  

Akut derneğinin kuruluş aşamasının belki de tarihinin net olarak bilinmemesinin birçok hatalı kanaate neden olduğu için bu yazı kaleme alınmıştır.

Bir yanıt yazın