Sendikal Rekabet : Yıkım mı ? Yenilenme mi ?
Bir kurumu tanımak onunla ilgili fikir yürütebilmek uzun zaman ister. Hatta bu uzun zamanı kendinize tanısanız bile, öznellikten kaçabilmeniz her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle burada yazılanlar herhangi bir yapı ile bağlantılı olduğunu söylenemez. Ya da daha açık bir deyim ile adını koyarsak yazılanlar bir sendikayı işaret etmemektedir. Ancak bütün sendikalara, ve o yapıların içinde çalışanlara kıyısından köşesinden dokunabilmeyi amaçlamaktadır.
Sendika denince akla gelebilen bütün formlar üzerinden bir şeyler aktarmaya çalışmak , işin kolayına kaçmaktır. Bir tarafta sendika yöneticilerinin konumları, iç çelişkileri, sınıfın öz mücadele örgütleri, emek dayanışmasını sağlayan çıkar örgütleri gibi bir çok ve çeşitli tanımlamayı bir arada açıklamak aslında bir çok konunun özelliğini arka plana itebilir.
Burada yapmayı istediğimiz , belirli tanımlamaların dışında kalarak , gerçekten sendika gibi sendika olabilmek konusunu biraz açmak olmalı. Ki bu sendika tanımı içinde sadece üyelerinin değil, toplumu oluşturan emekçi bütün katmanların çıkarlarını koşulsuz savunabilmek gelir. Üyesi olsun olmasın çalışan bireyin hakkını sermaye örgütleri ve temsilcilerine karşı koruma fikri sendikalar için çok yeni bir olgu değildir. Buna rağmen, artık Türkiye’de dar anlamada kendi işkolu, kendi işyeri hatta kendi vatandaşının çıkarını öne çıkarmak sendikaların büyük bölümü için ana hedef haline dönüştü.
Bu bölünme ve parçalanma süreci elbette üyeleri arasında da yaygınlaşması benim sendikam , senin sendikan arasındaki rekabete kadar uzandığı, hatta bu kırıcı rekabetin sendikasız işyerleri dışında kalan işyerleri arasında da yıkıma kadar gidebildiği sayısız örnekle dolu kısa sendikacılık tarihimiz.
Alanla ilgili çoğu kişinin kabul ettiği gibi 60- 80 arası Sendikal hareketin Altın dönemindeki slogan olan “sınıf kardeşliği” deyimi yerini amansız bir sınıfın kendi örgütleri arasındaki rekabete bıraktı. Bu rekabet aslında giderek küçülen sendikalı işyerlerinin sendikaları arasında yıkıcı sonuçlar da verdi. Sonuç olarak o dönemde ulaşılan sendikalı işçi oranına artan işçi sayısına rağmen bu gün hala ulaşılamadı. Sendikaların söz ve karar sahibi olması ve üyelerinin bu kararlara uyması ve uygulaması demokratik mekanizmalar sayesinde gerçekleşirken , bu gün gelinen noktada çalışanlar üzerindeki etkisi en alt düzeye inmiş , işçi tepkisini sendikaya üye olmayarak ‘gemisini kurtaran’ kaptan olarak veya örgütsüz sendikal örgütlenme dışında yollar ve çareler arayarak yoluna devam ettiği sendikasız bir işçi hareketi içine dahil olmaya çalışıyor.
İşverenler bu rekabetten mutlu olmalarına engel bir durum yok. İki veya daha fazla sendika işyerinde örgütlenmek adına mücadeleye girince buradan çoğunlukla sendikasızlık ve katılan işçilerin sendikalarından istifa etmesine varan sonuçlar çıkıyordu. ‘Körün istediği bir gözün ikisine veren Tanrıdan’ çok sendikalar oluyordu.
Sendika topluluğu hele işkolu düzeyinde birbirlerini tanıdıkları için , örgütlendikleri işyerlerini, hatta toplu iş sözleşmesinin sonuçlarını, üyelerine sundukları hizmetlere kadar bir çok noktada birbirleri hakkında bilgi sahibidirler. Çok kuvvetle muhtemel , sahip oldukları bu bilgilerin ışığında sendikaların bulunmadığı bir işyeri yerine ,sendikalı bir işyerinde örgütlenmek onlar açısından bir kaç avantajı birlikte sunmaktadır. Öncelikle sendikalı işyerlerinin işvereni sendikasız işyerinden farklı olarak sendika konusunda deneyimli yöneticileri bulunmaktadır. Bu deneyim onlara sendikalara hangi düzeyde ve nasıl konum alacakları bilgisini de aktarmıştır .
Sendikalı işyerlerinde ki üyesi olan sendikadan çeşitli nedenlerle ortaya çıkan şikayetlerin alandaki farklı sendika tarafından “orada bizimle çalışabilirsiniz “ türündeki değerlendirmeler , ve ardından gelişen diğer sendikaya üyeliklerin başlaması ile işyerinde hızla iki sendikayı bir çatışma alanı içine sokabilmektedir.
Bu konu üzerinde işverenlerin tercihi, kimi zaman mevcut sendikasından istifa edenleri yola getirmek için , onlara göz dağı vermekten , ücretsiz izne ayırmaya kadar bir çok strateji geliştirilmektedir.
İşte tam bu noktada işyerinde örgütlü sendika diğer sendika üyesi işçilere yönelik yada sendika üyesi olmayan işçilere yönelik bir çok hamleyi devreye sokar . Bu hamlelerden sadece biri üzerinde duracağım.
Bilindiği gibi sendikaların toplu iş sözleşmesi yaptığı işyerlerinde kendi isteği ile sendika üyesi olmayan işçiler isterlerse mevcut sendikaya dayanışma aidatı yatırarak sözleşme sonuçlarından yararlanırlar. ( 6356 sayılı Sendikalar ve TİS kanunu m:39/4) Bu yararlanma esasına göre dayanışma aidatı sendika üyeliği aidatından yüksek olamayacağı yine aynı kanun ile hüküm altına alınmıştır. Sendikaların tüzüğü genel olarak aidat miktarını bir günlük asgari ücret tutarında belirlemektedir. Elbette asgari ücret bir günlük tutarının altında belirlenen sendika aidatları konusunda hiç bir kısıtlama yoktur. İşte bu bağlamda sendika üyesi olmak istemeyen işçi sadece dayanışma aidatını ödemek ister ise sendika üyesi arkadaşlarından daha yüksek bir aidat ödemek zorunda kalacaktır. Sendika üyeliğini özendirmek adına yapılan bu küçük değişiklik çok açık olarak sendikasından istifa eden işçiye veya diğer sendikaya geçen işçi için bir örtülü cezalandırma haline gelmektedir. “Madem ki benim sendikamdan ayrıldın aidatını daha yüksek ödeyeceksin” denmektedir. İşçi sınıfının bütüncül çıkarlarının korunması böyle manipülasyonlara açık ….
Öte yandan 6356 sayılı yasaya göre sendika üyeliğinden istifa eden işçinin diğer sendikaya üyeliği ancak bir sonraki ay içinde başlamaktadır. “ Yani ya benimsin yada hiç kimsenin” erkeksi jargonu sendikalarda hakim.
İşçinin kendi rızası ile sendikasını değiştirme arzusu göstermesi bu gün için uygulama da işçinin sendikal bilincinin yüksek olduğu anlamına gelemiyor. Sendikası ile sorun yaşamasa dahi arkadaşlarının sendika değiştirmesi , diğer sendikanın gelecek dönem için sunduğu olanaklar veya siyasi görüşünün mevcut sendika ile örtüşmemesi gibi nedenlerle sendikadan ayrılması mümkün olabilmektedir.
Sendikaların demokratik gelenekleri oluştur(a)maması rekabetin ve sendikal bilincin Türkiye açısından olumsuz noktaya çekilmesinde etken olmuştur. Bu konuda yapılmış eski bir eğitim notu bu durumu bir itiraf gibidir. “Türkiye’de gelinen sendikal örgütlenme yapısı açısından da sendikal demokrasinin yaşam bulacağı koşullar henüz bulunmamaktadır. Her şeyden önce üye örgüt iradesine dayanan bir sendikalaşma yoktur… Sendikalarda da liderlik özelliği ile demokrasi bağdaşmaz. Çünkü liderler sendikal demokrasinin ilkeleri olan çoğulculuğu, katılımcılığı ve açıklığı sevmezler.” (Petrol-İş Sendikası Eğitim Notları-3 1993 )
Kendisine üye işçilerle bağlantısının kopuk olduğu ilişkilerin sendika üyeliğine giriş ile sınırlı olduğu, Toplu iş sözleşmesinin imzalanmasının ardından üye ilişkilerinin nerede ise dondurulduğu sendikal yapıların ,geleneksel sendika anlayışını değiştirmeye çok az istekli olmaları mevcut sendikaların önemli bir bölümünde gözlenebilmektedir. Çocuk işçilik , göçmen işçilik , işyerindeki kapsam dışı çalışanların sendikalaşması işverenlerle dengeli ve çıkarları koruyan ilişkiler adil ve hakkaniyete uygun olması , sendika yöneticisi gelirleri , demokratik geleneklere uygun iç örgütlenme , her düzeyde seçimlerin yapılması , gibi bir çok noktada sendikalarımızın önünde yol alabilecek çok konu var. Ancak bunların farkında olan ve düzeltmeye çalışan bir avuç gerçek sendikacı ile neler yapılabilir noktası asıl tartışma noktasıdır.
Kuvvet Lordoğlu ( Sendika Uzmanı )
IndustriALL Küresel Sendika