Niçin Bu yazı …??
Çok sevdiğim bir ağabeye bir meslektaş için bir armağan yazısı istediğinde çoğu insan için ilk akla gelen yazarın çalışma alanı ile ilgili bir konuyu kaleme alıp bunu istenen formda kitabın editörüne yollamasıdır.
Ben belki de aramdaki özel dostluk ilişkisine güvenerek bu konuda çalışmalarım dışında bir gezi yazısı göndermeyi planladım. Öncelikle bu yazıyı o ülkeye gitmeden kararlaştırdım. Orada iken aklımda olan bu yazı nasıl bir yazı olmalı sorusu vardı. Çünkü belki de pek denenmemiş ve bir anı yazısı olmayan bir yazıyı kaleme alacaktım. Belki örneği vardır, bilmiyorum.
Sonuç olarak bir seyahatin sadece bir haftalık bölümünü kaleme alırken o ülke hakkındaki duygu ve düşüncelerimi okuyucu ile ve özel olarak da Armağan sahibi ile paylaşmak istedim.
İçimden bir ses bana Sevgili Zühtü Altan’ın adeta “beni yine kıskandırdın” demesini bekler gibi yazıyı yazarken hafifçe mahcup tarz da kaleme almış olabilirim af ola.
Aramızda geçen bunca yıllık dostluk ve meslektaşlık ilişkisi bana böyle bir yazı yazma cüretini verdi. Artık olan oldu. Dilimizden çıkan sözler gibi yazılarda bizi bir süre bağlayacak. Bu öykü de keşke kurmaca olsa idi. Olamadı ama beni uzun bir yolculuk sonrası henüz uçaktan inmeden bir hayal dünyasına götürdü, sonra yeniden bir uçak yolculuğu ile tekrar geri getirdi. Unutmadan notlar aldım ve paylaştım. Sonuç olarak geri gelmeyi elbette istedim, çünkü sonsuz bir hayal alemi yoktu. Pişman da değilim, Belki bir okuyan da aynı hayalleri görür, oraya gitmek ister, belki mutlu bile olur .
Madagaskar Öyküsü; yada geçmişe doğru hayali bir yolculuk
Bir ülkeyi olmasa bile hayalinizde canlandırdığınız bir mekanı sizin gerçekliğiniz ile örtüşüp örtüşmediğini ancak görünce karar verirsiniz. Bu noktada hepimiz gibi benim de o ülke için hayallerim oluştu. Bu hayallerin gerçekleşmesi yolunda küçük adımlar atıyorum. İşte Madagaskar öyküsü bunlardan biri olarak kaleme alındı.
Adanın hayali ile gerçekte gördüklerim arasında kesinlikle farklılıklar vardı . Belki benim hayallerim çok geniş değil idi , gördüklerimden şaşırmam bundandır. Çok mu zıt şeyler düşündüm? bilmiyorum. Ama Madagaskar adası hakkında genel bilgilerimin gerçeklikle uyuşmadığını anlamak için aradan çok zaman geçmedi.
Genel olarak İlgi alanlarınız sizin gözlüğünüz olur bir ülkeye girince , benim de öyle oldu. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeden ekonomik olarak daha alt sıralarda bir ülkeye geldiğinizi hiç bir bilgiye sahip olmasanız da ilk andan itibaren kavrıyorsunuz.
Ağaçlar , bitki örtüsü ve tabi ki insanları ten rengi ilk çarpıcı görüntüler olarak zihninize yerleşiyor.
Özellikle ten renginiz hiç konuşmasanız da karşınızdaki de yönelik bir çok bilgiyi aktarıyor.
Beyaz tenli olma halinin bütün siyah Afrika için aynı şeyleri çağrıştığını tahmin ediyorum. Mesela Madagaskar da yada başka bir yerde beyaz adam olmak çevrenizin bir anda dikkatini üstüne toplamanız demektir. Bu sadece size mal satmaya çalışanlar değil otelde sizi karşılayandan ,lokantada ki garsona , aracın şoföründen sokaktaki çocuk için benzer anlamları içeriyor.
Muhtemelen , beyazların çoğunlukta olduğu bir ülkede siyah bir insanın dikkati çekmesi gibi orada da biz dikkat çekiyorduk . Bu dikkat çekiş sadece ten rengine bağlı olarak değil giyim kuşam fizik görüntü ,dili telaffuz edişiniz ,üzerinize dikkati toplamak için yeterli oluyor.. Elbette karşınızdakinin size yönelik önyargıları bulunmaktadır. Örnek olarak , ‘Mutlaka bizden daha zengindir.’ Buraya harcama yapmak için gelmiştir. O zaman biz hazırız diyen bir grup o ülke vatandaşı sizin hatalı bilgilerinizi daha da pekiştirecek eyleme girişir yada siz öyle düşünürsünüz.
Aradaki mesafeyi korumayı ve yapılan bütün teklifleri elinizin tersi ile itmeye hazırsınız. Bunları yapmanızın size bir fayda sağlamadığı gibi sonuç da alamayacaksınız.
Onlar sizi havaalanından şehre götürecek taksi otobüs ve araç teklif ederler ,ne teklif edilirse edilsin fiyatın yarısını döviz cinsinde söylersiniz. Gözünüze basılı tarifeyi gösterince abartılı bir şey teklif ettiğinizi biraz gecikerek anlayabilirsiniz. Yabancı bir ülkede az bilinen bir ortam da olmak karşınıza çıkan her kişinin sizi kandırmaya niyetli olduğu düşüncesinde kilitlenirseniz.
Belki her yeni mekan her yeni adres sizin kafanızdakiler ile gerçekleşenler arasındaki farkları gösterir. O zaman ne kadar abartılı düşündüğünüzü yada düşünmediğinizi anlarsınız. Karanlıkta “filin bacağı size fil bacağı gibi “ gelmeyecektir.( !)
Madagaskar adasını yada başka bir yöreyi aktarmanın orada geçirilen zaman ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Genel olarak hepimizin zamanı kısa ama görmek istediklerimiz çok fazla olunca ayırılan zaman da sınırlı olmaktadır. Sanki içimizdeki bir ses bize ,“acele et hadi daha çok şey var görecek “diye sesleniyor. Dünya üzerinde turizm faaliyetleri yani tur şirketlerinin düzenlediği turların azami olarak on ,on iki gün arasında değişmesi de bunun göstergesi bence. Bu paket turlar size o ülkenin görülecek yerlerini süratle gezdirip kısa bilgiler sunup kafanızdaki ülke ile gördüklerinizi bağdaştırmaya çalışmakta ve bunu mümkün olan en kısa sürede tamamlamaktadır. Oysa bir ülke de ki kalış süreniz ne kadar fazla ise o ülke hakkında edineceğiniz bilgilerin ,dostlukların ve hatta ülkeyi benimseyişiniz üzerinde farklı katkıları olabilecektir.. Orada yıllarca kalırsanız da bazen göremedikleriniz sadece ayrıntıdır.
Bu nedenle adaya ayırdığımız bir haftalık süremiz bu anlamda bir mikro deneyim olarak kabul etmek gerekir.
Önce biraz tarih aktaralım ; Ada 60’lı yıllarda sömürge olmaktan kendini kurtarmış bir ülke . Bu tarih aynı zamanda siyah Afrika’nın sömürgeci yönetimlerden kurtuluş yıllarına karşılık geliyor. Ulusal kurtuluş savaşlarının başlaması Afrika da Fransız sömürgesi olmaktan ilk kurtulan ülkelerden biri de Madagaskar olmuştur. 1960 yılında bağımsızlık ilanı öncesi dönemde 19. Yüzyılının sonundan itibaren sert bir Fransız sömürge yönetimi altında kalan Madagaskar yerlilerinin top tüfek karşısında uzun sopalarla hazin mücadelesini gezdiğim müzeden öğreniyoruz.
Eski bir sömürge olmanın en önemli unsurlarından biri sonradan gelen siyasi unsurun kendi dilini o ülkenin dili haline getirmesi olmakta. Ülkede konuşulan iki dil var Madagaskarlıların ana dili olan Malgaşça ve Fransızca . Biraz okuyanların Fransızca bilgisi onlarla anlaşmanızı sağlıyor. Onun dışında İngilizcenin yaygın bir kullanımı yok, Ama Madagaskar adasına gelen yabancılara onların öğretmek istedikleri konulardan biri de belki yüreğe ve sıcak bir bakışa sahip olmak kullanılan dilden daha önemli olmasıdır.
Şayet beyaz tenli olmanızın getirdiği ayrıcalığı kullanmaya hevesli değilseniz insanlara sadece dokunmanız bile oradakileri mutlu etmeye yettiğini göreceksiniz. Bu ülke çoğu eski sömürge ülke gibi eski efendilerine çok sıkı ticari bağlarla bağlanmış. Ülkede içilen suyun paketlenmesinden başlayarak hemen bütün ekonomik araçlarının Fransa’ya yakından bağlı olduğunu fark edeceksiniz.
Ülke siyasal olarak artık bağımsız ama ekonomik bağımsızlık çoğu gelişmekte olan ülke gibi Madagaskar için de aynı şeyi söylemek çok zor.
Adanın büyüklüğü Türkiye’nin 2/3 ü kadar yani 580 bin kilometre kare buna karşılık nüfusu tahmini 30 milyon kadar. Geniş ormanlarla ve doğal plajlarla kaplı ünlü Boabap ağaçları olan sahilleri olan ekvator altı tropik bir ülke. Dünyanın dördüncü büyük adası aynı zamanda . Ana kıtaya yani Afrika’ya çok yakın olmasına rağmen konuşulan dillerin çoğu burada yaşayan insanların Endonezya ve Java gibi adalarda konuşulan dille yakın benzerlikleri var . Bu nedenle bu adalardan çok önce geldikleri tahmin ediliyor.
Antananarivo denizden yaklaşık 400 km içerde adanın başkenti. Her şehrin bir sesi ve soluk alışı vardır, bilirsiniz. Bu şehrin sesi motor gürültüsü ve hava kirliliğinde boğulmuş . Şehri biraz yukarda seyredince bu uğultuyu duyarsınız . Yolunuzu eski kale çevirir yavaşça araçların arasında yer bulup cadde kenarında dikkatlice süzülürsünüz. Çıktığını tepenin etrafından bütün kente kuş bakışa bakabilirsiniz. Çıkarken bir duvarın kenarında aslı duran hareketsiz sürüngen sizi korkutmasın o hiç kıpırdamaksızın orada durur . Göz kapakları oynamasa canlı olmadığını düşünürsünüz. Geçin onun kenarından sizi kahveye davet edenlere de gülümseyin “sonra” anlamına gelecek bir bakış fırlatın . Eski teneke kaplı binaların arasından ince bir patikadan aşağıya doğru inmeye meyledin.
İzmir Kadife kaleden varyanta iniyor hissine kapılırsınız . Ama tek ve ciddi fark ile, Yolunuz dar ve bir patikadır. Buradan sadece insanlar geçiyor.. Sağınızdan akan küçük su birikintisi de biraz altında çamaşırlar yıkanıyor. Derin bir sohbet eşliğinde . Biraz aşağıda evden çıkan atık sular da aynı dereye karışıyor. İnsan atıkları , sular, çamaşır sodası ve sabun iç içe akıp gidiyor bir başkasının kullanımına doğru …
Bir kenti tanımanın en iyi yollarından biri olduğu için adımlamaya devam ettikçe karşılaştıklarınız sizi başka bir zamana geri götürdüğünü ve o zaman içinde olup biteni kavramaya çalıştığınızı düşünürsünüz. Ya da artık düşünmeyip o zamana uyum göstermeye gayret edersiniz. Doğrusunu isterseniz ben öyle yaptım. Bulunduğum zaman ile geçmiş arasındaki gezintinin tadına ancak böyle varırdım. Kıyaslama yapmadan o döneme uyum göstermek ve belki hayıflanmadan , şükretmeden o coğrafyayı içselleştirmek.
Bazı yaşam biçimleri yada bazı canlıların sadece resimlerini tanırsınız. Görmek veya yakınlaşmak bu ölçüde olmamıştır. Orada Madagaskar adasında buna tanık olmak için çok fazla size fırsat çıkar, geniş bir parkın içinde havuzda dinlenen bir timsaha , yada bukalemun ile karşılaşma fırsatınız olur. Sizi ürkütecek hiç bir şey olamadan sakince gezinirsiniz bir dizi insanla birlikte,
Öte yandan, adanın merkezine çok yakın bir park içinde bu adaya özgün olduğunu bildiğimiz altı farklı Lemur türü bulunmaktadır. Bu hayvanlara yakından bakıca iri kedi ile şempaze arası bir farklı hayvan ile karşılaştığınızı gözlemleyeceksiniz. Madagaskar’lı sıcak bir rehber size hem bu hayvanları tanıtacak hem de park hakkında genel bilgiler aktaracaktır. Bu sempatik hayvanlara çok yaklaşmadan , yemek yemelerine dolaşmalarını izlemeniz hatta küçük yiyecekler vererek birlikte fotograf çektirmeniz bile mümkün olmaktadır. Park aynı zamanda bir botanik bahçesi niteliğinde Madagaskar adasına özgü Baobap ağaçlarının yeni yetme fidanlarını burada yakından görebilirsiniz. Aslında adanın güney batısındaki Morondova kenti yakınlarında bu ağaçlardan oluşan ormanlar bulunduğunu biliyorduk. . Bu ağaçlar bilinen en uzun yaşayan ağaç unvanına sahiptir. Yaklaşık 2500 yıl yaşayan Bu ağaçların çok uzun bir tarih tanıklığı olduğu aklınıza gelir. Bu ağaçların bulunduğu bölge adanın merkezine bir hayli uzak bölgededir. Buraya gidebilmek için uçak dışında zahmetli ve dönüşünüz belirli ise risk taşıması nedeni ile sorun yaratabilir. Adanın Türkiye’nin yaklaşık 2/3 büyüklüğünde olması ve karayolu ulaşımının tek şerit ve bozuk satıhlar taşıması o bölgeye gidişi zorlaştırmaktadır.
Daha kısa yolculuklar için bile çok uzun zaman sekiz kişilik minübüslerle yapabilirsiniz. O zaman niçin uçak ile dönmeyi düşünmeyesiniz. Şu şart ile hava alanı görevlisi israrla sizden telefon ister . nedeni ise uçak gelmeyecekse size haber iletmek için olduğunu öğrenince , zor da olsa karayolunu tercih edersiniz. Uçuşun iptal olması korkusu size 480 kilometreyi 12 saat içinde yapmak gibi zor bir göreve yönlendirebilir.
Madagaskar adası bir bütün olarak farklı gerçeklerle yada hayallerle karşılaşmanızın tamı tamına bir öznesi olduğundan hiç kuşku duyamamak gerekir . Benzer şeylerle başka ülkelerde karşılaşmanız mümkündür. Bu adanın benim için en önemli farklılığı dokunmanın hissetmenin alicenap inceliğini size sunmasıdır. Bunu sizin anlayacağınız biçimde nezaketle yaparken hiç kırıp dökmeden su içer gibi doğal ve çok bildik biçimde size sunmayı becerebilen insanların ülkesinde olduğunuzu düşünün . Her ülkenin insanlarının çok çeşitli ve çok farklı özelliklerini barındırdığını bilmenize rağmen ,orada hissettikleriniz , belki de aldığınız bir çiçek soğanının aylar sonra bir gün açması gibi sizi şaşkınlığa çevirmesi gibi olmuştur. Umutla bekleyip farklı bir coğrafyadan aldığınız çiçeğin soğanı çiçeğe dönüşmüştür. Artık o çiçek aklınızın bir köşesine yerleşecektir. İşte Madagaskar adası ve üzerinde yaşayan Malgaşlar size böyle bir duygu yaratacağına bilmeden ama orada yaşadıklarınızdan sonra sizde mutlaka farklı izlenimler sunarak zihninizi bir süre için bile olsa meşgul edecektir. Şu soruyu kendinize sormaktan vazgeçmeyin .” Bu ada gerçek mi ? yoksa hepsi birer hayal ürünü olarak size özellikle mi sunuldu ?” zaman hep ileriye doğru akarken , sizin gerilerde ne aradığınız ? sorusunun belki yanıtını bulamayacaksınız ama Adayı görmenin farkını, ve bu farkın ilk oluşu karşısında hafifçe tebessüm edebilirsiniz.