Bir Sivil Toplum   Örgütü  ve Kuruluşu(*)  Bu yazı  Radikal gazetesinde “ sivil toplumun yıldızı “ adı altında yayınlanmıştır.

1996 yılında   Arama Kurtarma Derneği  kısaca  AKUT    dağ ve diğer  sportif  kazalarında  yaralanan,kaybolan   veya  ölen dağcıları  aramak, bulmak ve   dağdan indirmek gibi bir  amaçla  kurulmuştu. Dernek tüzüğünde    sadece benzer çalışmaları  doğal afetler ve  kazalarda da  talep edildiğinde  gönüllü olarak yerine getirir gibi bir ifade de yer almıştır.  Derneğin yedi kurucu üyesi de  dağcı olduğu için  derneğin  amacı da   önemli ölçüde   dağ kazaların ortaya çıkan kayıpları   azaltmak  olarak belirginleşti…  Bu türden olaylarda genellikle  her dağcı bir şeyler yapmak , ve arkadaşlarına  katkıda bulunup onları sağ ve salim dağdan indirmek istiyordu.   Galiba  1995 Kasım ayında  Bolkar dağlarına kaybolan  iki dağcının ( Muzaffer ve Alpaslan’ın ) aranması   örgütsüz yapılan   son arama  oldu.  Bu trajik  olayda   Ankara, İstanbul, İzmir den   yaklaşık  100 dağcı  arama faaliyetine   gönüllü olarak katıldı. Her grup farklı bir yerlerde  aradı. Sonuçda   iki dağcının da bulunamaması ile   15 gün süren  arama faaliyeti sona erdi.

1990 lı başından itibaren gerek  tırmanış gerekse  uzun yürüyüş anlamında dağa giden insanların sayısında  ciddi artışlar oldu.   Bu beraberinde   dağ  kazalarını  riskini de  arttırmış oldu.

İşte AKUT’un  kuruluşu   böyle bir döneme  rastladı .   Düşünce , oldukça etkileyici idi. Çoğumuzun kafasından  geçen ama  dillendirmediğimiz gerçek, “ bir gün benimde  başıma gelirse , arkamızdan  arayan  birilerinin olması”   düşüncesi idi. Bu  özellikle  son dönem genç insanların önemli bir kısmının   oldukça uzağında bıraktırılan  dayanışma  ve birlikte   hareket  edebilme  duyguları idi.  68 kuşağının  hiç de  yabancısı olmadığı  bu duygu ve düşünceler  90 lı  yılların ortasından  sonra   öncelikle  bir grup dağcı insanın  eylem ve   fikriyatının temelini oluşturdu.  Akut’un kuruluş aşamasında katkı sağlayan insanların  tümünün  yüksek eğitimli olması  ve   farklı yurt dışı deneyimlerinin bulunması Batı  standartlarında   bir arama kurtarma   derneğinin    özellikleri ve zarureti konusunda   yeterli  sayılabilecek bir ön bilgiyi de  dernek  için sağlamış oldu.    Ancak  yola çıkış amacı  Batı da var  o halde bizde de olsun düşüncesi olmadı.

Derneğin  kuruluşu  ,  yeni üyelerin aramıza katılımı  , hatta  kendi aramızdaki  fikir  ayrılıkları bazı arkadaşlarımızı   daha  ilk  günlerden   dernekten  uzaklaştırdı. Başlangıçta ki  dağcı genç kadro  hep egoları  yüksek  insanlardan  oluşuyordu. Alttan  almak yada  ödün vermek     gibi  düşünceler    sözlüklerde yoktu. Bu dar grup  “kol kırılır yen içinde  kalır “  mantığı ile  hareket ettiğinden    olsa gerek  tartışmalar  sadece  fısıltı gazetesinin  okurları arasında kaldı.   Zaten  o  günlerde  medyanın  bizimle ilgili   haberi  kurucu üyemiz  Nasuh  Mahruki  nedeni ile  bir kaç satırı geçmiyordu.   Sonuçta  bizler  Nasuh’un izni ile  onu adını  kullanıyorduk..

Haziran 1998 e gelene kadar AKUT  medyanın   ilgisini  çekemedi.  Oysa  bu döneme kadar  çoğunluğu dağ kazası olmak üzere    sel  ve kayıp arama  dahil  bir çok  arama ve kurtarma faaliyetine   bireysel  veya toplu olarak gidildi.   Adana – Ceyhan   depremi  bu  bağlamda    hem katıldığımız  ilk deprem  felaketi  hemde    yazılı ve sözlü basının   bizden  övgü ile   bahsettiği ilk    haberlerdi. Doğrusu deprem konusunda  o sıralar çok azımızın  eğitimi  vardı. Ayrıca  hiç birimizin  deprem de yaşanmış bir deneyimi  yoktu.   Garip  gelebilir  ancak     somut  bilgilerimiz  ilk yardım konusunda  alınan eğitimler ve  belki de  aniden verilebilecek kararlarda  yaralıya   ilk  müdahaleyi  yapabilmekten ve biraz da organizasyon düzenleme konusunda geçmiş  deneyimlerimizden ibaretti. İşte bu bağlamda  Ceyhan depreminde  yaklaşık  20 kişilik Akut ekibi  Bahçeli apartmanında  sıra ile  dört gün   çalıştı. Üç yaşamın kurtarılmasında  katkı sağladı.   AKUT  bu olayla  ilk  kez gazetelerin  manşetine taşındı.  Oysa   bu  olayda da devletin  sivil savunma ekipleri  gerek Ankara’dan gerekse  İstanbul’dan  gelerek  en az bizler kadar katkı sağladılar ve enkaz altında  çalıştılar.. Derneğe  verilen  ödül  plaketleri , armağanlar ve   malzeme  bağışları   umulanın  çok üzerinde idi. Bu arada derneğimize   Devletin de duyarsız kalmadığını gördük.  Cumhurbaşkanı    makamında   bizleri  kabul etti. Devletin kurum ve kuruluşları ile  birlikte   ortak  protokollar  hazırlandı. Orman Bakanlığından, Genel Kurmay Başkanlığına  kadar  birçok  sivil ve askeri  kurum  ile ortak çalışma  ve eğitim  talepleri  AKUT’un  gündemine oturmaya  başladı.  Bu esnada  biraz da haksız olarak sivil savunma medyadan  üvey evlat   muamelesi gördü.  O  anlarda   şöhret olmaktan  gözleri parlayan  AKUT’un  bu küçük ayrıntı ile   çok fazla  ilgilenmediği kesindi..  

Bu yakın ilgi   kuşkusuz   aramıza yeni katılmak isteyen ,  kısaca Akutçu  olmak isteyen genç insanların  sayısını  önemli oranda arttırdı.  AKUT’un   kapısını bu yeni insanlara   dikkatli olarak  açmak  gerekiyordu.   Biz   bir şeyler yapmak isteyen   biraz özverili biraz kendilerini  seven  yüksek egolu insanlardık.  “Ölü Ozanlar  Derneği “ kurmadığımız için  dikkatli bir biçimde   genişleme  hedeflenmişti.

Yeni aramıza katılanlarla birlikte   AKUT’un  yeni kimliği de  belirmeye başlıyordu. Bu kimliğin  temel niteliği  siyaset dışı kalarak  devletin yapamadığı  kurtarma etkinliklerini düzenlemek noktasından hareket  ediyordu. Bu nedenle  üyeler  farklı   siyasi  düşüncelere sahip  olsalar bile  devlet  kurumları ile  çatışmaya girmekten özenle kaçındılar. Hükümetin  bir bakanının  dernek  aleyhine   verdiği demeçlere   bile yanıt   büyük ölçüde sessiz kalınması biçiminde  idi.

Özellikle  son Marmara depremi  ve yaşananlar, Arama Kurtarma Derneğini  birden bire toplumun merceğinde   çok farklı  bir yere taşıdı. Bu esnada  medya kuruluşlarının  AKUT’u  yerleştirdikleri yerin  derneğin  olanaklarının, potansiyelinin  çok  üzerinde olmasının onlara göre  çok fazla  önemi  yoktu.   Çünkü Deprem felaketinin   faturasını  bir kaç Veli Göçer ve  yapmadıklarından dolayı da  Devlete  çıkarmak    en uygun yol olarak önemli sayıda medya  organı  tarafından  benimsendi.  Bu nedenle  devletin  Sivil Savunma Örgütü medya kuruluşları tarafından el birliği  ile  “tu kaka”  edildi. Kurtarmaların  hemen tümünün  AKUT’a  mal edilmek istenmesi , sivil toplumun zaferi,  olarak sunuldu.   Bu yayınlarında  büyük ölçüde etkisi ile   giyecek, yiyecek  ve tüm tıbbi malzemelerin  dağıtım işini tümünün AKUT tarafından yapılmasını  isteyen  talepler deprem sonrasında   giderek arttı. Bir Arama ve  Kurtarma derneğinin   deprem için gıda yardımı organize etmesi  kadar  bölgeye ulaşmak  isteyenlere de   yanıt vermeye çalışması da  AKUT merkezinin  yaklaşık 25 telefonunun kitlenmesine yol açtı.

 Ve Nihayet bir yayın  organı işi kökünden çözdü . “ Kızılay AKUT’a  devredilsin “ Devlet açısından  da işin bir başka komik  simetrisini  gene basından izledik .”AKUT futbol federasyonu gibi  yarı özerk bir spor kulübü haline dönüşsün” Bütün bu gelişmeler sırasında  AKUT’un  ne düşündüğünü  yazan çizen olmadı…(!)

 Bu noktadaki   devletin  işlemezliğini  bir kez daha gözler önüne sermek ve  en temel  gereksinimlerin sağlanmasını  bile  özel  kuruluşlara  teslim etmek belirli bir düşüncenin  arka  planıdır.Bu  yadırgadıcı değil ancak bunu  pekiştirir biçimde  Devlet  kurumlarının da    felaketin ilk günlerinde  ortada gözükmemesi  ayrıca düşündürücü oldu.

 Sağlık , Eğitim  özelleşirken,  Sosyal Güvenlik  özelleşmenin eşiğine gelmişken, AKUT’u da   bir özel sigorta poliçesi  içinde profesyonel     kurtarma timi olarak   kullanmak     hiç mi kimsenin aklına gelmedi dersiniz….?

(*) Kuvvet Lordoğlu   AKUT kurucu üyesi

Marmara Üniversitesi    Öğretim Üyesi

Bir yanıt yazın