Dört Adadan Dört Adaya

Afrikadaki uzun yolculuğun son durağı olan Komor adaları bu yazının konusunu oluşturuyor. Bir yeri aktarmak okuyan için kafasında şekiller oluşmasını sağlamak kimi zaman zor kimi zaman da bir imkansız istek olarak görürüm. Kısa yoldan “ gidin görün “ demeden önce soyut da olsa bir resim sunmanın muhtemel yararı okuyan için olabilir.

Başlık İstanbul’un yakının da bulunan dört prens adasını oradan Hint okyanusunda ki dört tipik adayı zihnimde çağrıştırdığı için koymuştum. Bu aynı zamanda bir yola çıkış öyküsünü de özetleyen başlık oldu. Adaların arasında hiçbir bağlantı olmaksızın başlık kullanıldı. Prens adaları buzul çağı sonrasında karadan kopan parçalar , Hint okyanusunun içinde ki volkanik adalar muhtemelen daha yeni bir dönemde oluştular.

Önce biraz geçmişe dönersek ,Bu adalar önce boş iken Arap yarım adasından gelenler tarafından işgal edildiler. Hepimizin çok iyi bildiği gibi burasının yönetimi yerel sultanlardan sonrasında XIX. yüzyılın klasik sömürgeci ülkeleri tarafından işgal edildi.

Fransa burayı hemen güneyinde ki Madagaskar adasına bağlı olarak yönetmeye başladı. Genel olarak ,Afrika da 1960 larda başlayan bağımsızlık hareketleri adaya yetmişli yılların ortalarında geldi. Alicenap (!) Fransız Cumhuriyeti bu adaya özerklik vermek için ada halkını referandum yapılmasına yönlendirir.. Sonuç son derece ilginç olmuş. Dört adadan üçü bağımsız kalmayı tercih ederken ,bir ada Fransa’ya bağlı kalmayı tercih etmiş . Bu ada kendi dillerinde Maore Fransızların Mayotte adlı adası. Merkezi yönetim bu ayırımı hiç kabul etmemiş ısrarını sürüdürüyor. Bu adanın ilginç bir özelliği var . Diğer Komor adalardan hamile kadınlar bu adaya gelip doğum yapıyorlar . Hiç olmaz ise çocuklarının Fransız vatandaşı olması bu kadınlar için önemli bir olgu ..

Bizler Komor adasının başkenti ve en büyüğü olan Ngazidja yada Moroni adasında kaldık. Dört gün boyunca . Adanın merkezi ile havaalanı arası yaklaşık 35 km. Giriş vize ve formaliteler sonrası adeta bir kez daha buraya gelinmez dedirtecek kadar yoğun ve sıkıcı idi. Yaşlılar hariç hemen herkesin Fransızca konuşabildiği bir İslam ülkesi görüntüsü hakim olan ada da kalacağınız yere ulaşmak yoğun bir trafik akışı içinde mümkün oldu.

Şunu hemen fark ettik burasının araç olmadan ada içinde dolaşmanın mümkün olamayacağı genişlikte bir volkanik ada. Ulaşımın kamusal araçlar ile yapılabilmesi mümkün olamayacak kadar geniş ve yol sisteminin bozuk ve arızalı olduğunu yola çıkınca anladık. Harita da gözüken ve yol olarak çizilen yerlerin kimi zaman toprak ve çukurlarla dolu olduğu kimi zamanda bizi şaşırtacak ölçüde düz ve çizili olduğunu görmek ilgi çekici..

Adanın en yüksek noktası Karthala volkanı 2361 metre yükseklikte ve hala aktif bir volkandır. En son olarak 2005 ve 2006 da patlamalar olmuştur. Adayı dolaşınca çok sayıda volkan lavlarının denize kadar ulaştığını görürsünüz. Bu bağlamda sadece tek bir volkanın olduğunu düşünmek de yanıltıcı olur. Çünkü ada da çok sayıda daha küçük volkanlar bulunmakta, adeta yüzü sivilce ile dolu bir adam yüzü gibi olan bir adadasınız artık

Komor adaların elbette sadece volkanları yok bir birinden güzel türkuaz renkli koyları ve renkli insanları var. O koyların birinde veya bir kaçında denizin keyfini çıkartmak mümkün .

Kadınların fotoğraflarını çekmekte zorlanırsınız ancak biraz güler yüz ile birkaç kare çekebilirsiniz. . Sonuçta bir pek de laik sayılamayacak bir İslam cumhuriyetindesiniz. Yüzlerine güneşten korunmak için sürdükleri krem benzeri bir maske onların fark edilmemelerini imkansız kılıyor.

Adanın belki de en önemli özelliği Madagaskar a özgü olduğunu düşündüğünüz Baobap ağaçlarının burada oluşudur. Bu heybetli ağaçların gezdiğimiz sezonda yapraklarının bulunmayışı onların görüntüsünü daha da azametli hale getirmişti.

Ananas ve muz dan yapılan mahalli yemekleri dışında damak tadı batı ölçülerinde olan farklı yemekleri de burada tadabilirsiniz.

Bir yanıt yazın